19 Ocak 2013 Cumartesi

"Bacaksız" Çıkmazı

Size bir garip hikaye anlatmak istiyorum, gerçek bir adamın hikayesi. Neresinden anlatmaya başlasam bilemedim. En iyisi en baştan anlatayım. En azından benim bildiğim kadarının en başından; ta ki en sonuna, bildiğimin en sona gelene kadar.

Bizim bir Fikret Amcamız var. Ona çoğu kimse "Bacaksız" der. Fikret Amca bizim sokakta oturmuyor ama her gün orada. Kaç sene oldu bilemiyorum. Bir tahmin yapsam 5 sene kafadan var. Fikret Amca daha annemler sabah dükkanı açmadan dükkanın çevresinde ya da bizim dükkanda belirir. (Bilmeyenler için evimizin alt katında bir matbaa dükkanımız vardı. Annem babam emekli olunca, 2 sene önce civarı kapattılar. Reyhan Matbaacılık) Sonradan bizimkiler dedi ki, bizim dükkana ve çevresine gelmeden önce de oralardaymış, senelerdir tüm gün bizim sokakta geçirirmiş zamanını.

Fikret Amca'yı diğer insanlardan ayıran çok belirgin bir özellik var. Bacakları yok. Bacakları başladığı yerden itibaren kesik. Kendisinin kullanacağı tarzda değişik bir motoru var. Onunla istediği yere gidip geliyor, kendi başına. Kimseye ihtiyaç duymadan. Nasıl yürüyor derseniz, gövdesinin tam altına lastik parçası gibi birşey bağlıyor. Onun üstünde duruyor. Ellerine de birer tahta, onları tutarak elleriyle ilerliyor. Polisken çatışmada kaybetmiş bacaklarını, karısı da emekli polismiş. Hatta bacakları kesildikten sonra da dilenci kılığında istihbaratta çalışmış polis olarak.

Onun normal insanlardan bunun dışında bir farkı yok. Evli, çocukları var. Telefonda çok fazla konuşur. Hatta sürekli arar bir de. "Napıyorsun Reyhan? Birşey lazım mı Reyhan?" Sırf beni değil. Çok kişiyi. Elinde sürekli değişen son teknoloji telefonlar var. Durumu yerinde. Üstü başı hep temiz ve ütülü. Karısı iyi bakıyor. Kardeşim öğrenci ve Afyon'da okuyor, kontörü bitiyor sürekli. Fikret Amca'nın içinden geliyor; Mine'ye ikide bir kontür yolluyor kimseye sormadan. Beraber öğlen yemeği vakti gelir de, bizim dükkanda olursa yemek ısmarlamak için ısrar ediyor. Bazen de ısmarlıyor. Tabi dükkan varken ama artık yok. Yine de o ısmarlamayı çok sever. Ramazanda eşiyle kumpanya dağıttıklarını hatırlıyorum. Bize de getirmişti bir kutu. Biz de ihtiyacı olan birine vermiştik. Ha bir de 2 sene önce miydi; motorunu değiştirip kendine çok güzel bir motor aldı. Gayrettepe'de oturuyor. Orada büfesi, katları, daireleri birşeyleri var. Bir sürü akrabası, abisi, yengesi vs vs var. Fikret Amca bize etrafında olanlardan bahsediyor, hayatından bahsediyor. 5 senedir. Dayısı kaza yapmış ölmüş, eşiyle ayrılmışlar, barışmışlar. Bu olayların hepsini birlikte yaşıyoruz. Çünkü Fikret Amca tüm gün bizim sokakta.

Bundan 1 sene önce Fikret Amca kanser oldum dedi. Ama sokakta hala. Öyle yataklara düşmek, ya da evine kapanmak, hastaneye yatmak falan yok. Günler geçiyor Fikret Amca hala sokakta. Ben diyorum: "Yoo iyisin gayet böyle kanser hastası mı olurmuş. Allah şifa versin. Atlatırsın sen bunu ya". Tabi üzülüyor insan ama karısı çocukları ve de hastalıkta çok lazım olacak şey parası var. Hem de bayağı zengin yani. "Hastalık insanlar için, en azından bakanı var" diyorum. Zaten hiç de hasta gibi gelmiyor. Kulağıma "Yok kız kanser değil herhalde o. Yalan söylüyor" gibisinden bir şeyler geliyor. "Allah Allah adam neden kanserim diye yalan atsın ki" diyorum. "Belki de az bir rahatsızlığı vardır, kanserim diye büyütüyordur" diyorum.

Sonra birkaç ay daha geçiyor. Bir gün "Fikret Amca naber?" diyorum. Bu yaz 2-3 ay önce. Harun da soruyor. "Sen kimsin?" diyor. Meğer cidden kansermiş. Arada bilinci gidip geliyor. Ama o sokakta tüm gün takılmaya devam ediyor. Sonra bir süre hiç görmedim kendisini; kendi hayat derdim ve o sokakta artık oturmayışım buna etken tabi.

Bir ay önce falan Fikret Amca dayımı aramış. Gayrettepe'ye çağırmış, gitmişler. Tek kişinin sığacağı bekçi kulübeleri var ya plastik. İkinci kişi sığamaz. 1 metreye 1 metre... Onda yaşıyormuş. O da zaten yarım kişi. Yarısı yok. Kanseri ağırlaşmış. Hastalıktan üstü başı batmış. Dayımlar kıyafet, battaniye birşeyler götürmüşler.

Sonra tabi bizim şok olma evremize geçiyoruz. Aklımız almıyor. Nasıl senelerdir kandırmış bizi? Nasıl yani orada yaşıyor? Parası nereden geliyor? Peki karısı, çocukları nerede? Yoklar mı? Onlarda mı yalan? Kimsesiz mi? Peki bize çok gerçekçi yaşıyordu tüm olayları, üzülüyor seviniyordu anlattıklarıyla. Şizofren mi? Allah Allah. Aklımız durdu. Bizim orada bir lokanta var. Oradan elemanlar karılarına yıkattırıp ütülettirirmiş Fikret Amca'nın kıyafetlerini. Yalanlar birden gerçeğe dönüşüyor. 10 senedir orada öyle yaşarmış.

Allah sizi inandırsın. Ne atılan yalanlara, ne senelerdir anlattıklarını keriz gibi dinlememize üzülüyorum. Hatta bir gıdım üzüldüysem namerdim. Üzülüyorum çünkü kanser hastası bir insan. Sakat. Plastik kulübede yaşıyor. Yalnız, bakımsız.

Geçen hafta dayımla konuşmuş. "Ölsem de kurtulsam" demiş. Tabi benim sonradan haberim oldu. Babamla da konuşmuş, hasta diye bir şey dememiş babam; "Hani neden bizi kandırdın" falan gerek yok. Bundan da sonradan haberim oldu.

Bu hafta çarşamba Tv'ye çıkmış. Nette bu haberi buldum:

Bir de bunu:

Ve şöyle yazıyor:

"gayrettepe’de dedeman otel’in olduğu caddeden (yıldız posta caddesi) metroya doğru giden bir ara cadde vardır. o caddeye sık sık yolu düşenler, sağdaki küçük kulübeyi ve içinde yaşayan engelli abiyi iyi bilir. yıllar önce bir kaza geçirmiş, bu yüzden de belden aşağısı yok. belediye 1 metrekarelik bir kulübe (tam bir metrekare) vermiş orada yaşıyor. gündüzleri kulübenin önünde çakmak, kemer, ayakkabı keçesi gibi şeyler satar, akşam olunca da yoldan geçen birine saati sorup kulübesine çekilir, radyosunu dinler. bugün o kulübeye doğru yaklaşırken önündeki kameraları fark ettim. sevindim, abiyi haber yapacaklar, biri de yardım elini uzatacak diye düşündüm. yaklaşınca yaptığı anonsu duydum. star haber muhabiriymiş. şöyle diyordu “…. dün gece ısının sıfır derecenin altına düşmesiyle donarak hayatını kaybetti…”

Nasıl yani donarak ölmek mi? 2 gün ağladım. Aklımın sınırlarını aştı bu olay. Isıtıcısı yok mu? Ama yine de parası vardı. Nasıl donar. Nasıl nasıl. İnsanlığım bitti, geriye birşey kalmadı. Bizimkiler, onun kendi isteğiyle orada kaldığını söyledi. Yani zaten mantıklı olan bu değil mi? Hergün en pahalı sigarayı içecek, harcalamalar yapacak. Yani istese minik bir eve çıkabilirdi. Yok yine de içim çok rahatsız. Fikret Amca'nın ölmesine değil, Fikret Amca'nın donarak ölmesine.

Herşey çok mantıksız. Bu adam nasıl donarak ölür? Yoksa açlıktan da mı öldü? Gidebilirdik yanına, gitmedik mi? Dayım gitmiş ki. Offf.. Oflama Reyhan. Dün yengen ne dedi: "Ölene değil kalana ağla." Ben de bu sözü anlayacak akıl mı kaldı.

Dün akşam bir çözümleme daha yaşadık. Kulübesine gittik. İyi ki gittik. Işığı yanıyor hala kulübenin. Kapısında kırmızı mühür var. Orada öldüğü için mühürlemişler. İçeride takma dişleri, ekmek su, yerde 1-2 pis pantolon. Sigaraları. Ve benim asıl merak ettiğim konu: Tüm mini bakaranın içerisini kaplayan elektrikli petek. Baktığın gibi görülen kocaman bir petek. Elektrikler de gitmemiş. Fikret Amca kanserden ölmüş. Donarak değil. Medyada çıkan donarak ölen, açlıktan ölen, seyyar satıcılık yapan, engelli vatandaş haberi yalan. O barakaya bakıpta o koca peteği görmek imkansız. Bu habercilerin derdi sadece haber. İnsanların yüreğini cız ettirmek. Başka birşey değil. İnternette sözlüklerde yazılar yazılmış, devlete püskürmüş insanlar. Açlıktan soğuktan ölen engelli diye. Hayır öyle değil! Bilet falan da satıp hayatını öyle geçindirmiyor. O da yalan. Tüm gün bizim sokakta çünkü. Ne ara satacak. Bilet satsaydı bile, o harcadıklarına yetişir miydi? Bu kulübede bilet sattığını söyletmek için kimi tutmuşlar da bunu bunu söyle demişler. Yalancılar! Donarak öldü diye üzüldükçe üzüldüm, insanlığıma yediremedim. Öldüğüne değil donarak öldüğüne üzüldüm ben.

İçim biraz huzurlu, biraz sakin; biraz da coşuyor ama durultmaya çalışıyor kendini. Sorumsuzluktan doğan suçluluk azalıyor, eziliyor. Yerini takdiri ilahiye bırakıyor. Ha bir de habercilerin beni ağlattığı 2 günün kızgınlığına.

Allah rahmet eylesin. Bize yedirdiği içirdiklerine "Allah razı olsun" diyorum. Rahat uyusun.

Son birşey daha; geçen hafta dayıma "Kimseye yük olmak istemiyorum" demiş...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder