20 Haziran 2018 Çarşamba

Öyle Bir Geçer Zaman Ki...

Öyle bir geçmiş ki zaman yıllarca yazmamışım. Gerçekten yıllarca bloga yazamamak nedir? Hiç mi diyeceğim yokmuş benim?

Bu aralar kafamdan düşünceler, söylemler geçip geçip duruyor. Bir başlangıç olur bakarsın ve 3 (Üç!) yıldır yazmadığım bloguma içimden geçenleri ve yaşadıklarımı basit basit yazarak ben de güzel bir eylemi eylemiş olurum. Neydi o eylem? Yazmak. Yazmak insanı, insan yapan temel eylemlerden biri. İnsanı içindeki hayvandan ayırıp kelimeler ile beyninden ufuklar açan. Hisler düşüncelere, düşünceler kelimelere dönüşmedikçe bir yanımız eksik kalabilir. Biz bunu farketmeden yıllarca yaşayabiliriz. Yaşarız ama başka bir formda. Ben bu aralar okuduğum ve yazdığım bir formda kalmak istiyorum. Nasibime düşen paralel evrenlerden kendimi geliştirdiğim bir evren seçmek istiyorum. Bunu sürdürülebilir kılarsam, son yıllarda memnun olmadığım benden de kurtulabilirim. O zaman diyorum ki ben de, herkese açık bu blogumda umarsızca içimden geçenleri yazayım. İleride bakıp utanma pahasına. Zaten sosyal medya hesaplarımın hepsi herkesin görüntüleyebileceği gibi açık. Kusurlarımı ve kimine saçma kimine yüce gelen düşüncelerimi insanların değerlendirmesinden gocunmuyorum (umarım). O zaman Ya Allah diyorum. Rastgele...

Şimdi dönelim 2-3 yıl öncesine ve bu sürecin bir bölümünü anlatayım kısaca. Çok yoğun çalıştım. Çok yoğun. Hem 2 ajansa birden baktığım maaşlı dijital pazarlama/reklam işim çok yoğundu hem de yeni kurduğum kendi işimi (bilenler bilir Sosyal Baskıcı'yı) düzene sokup çok sayıda haftalık sipariş alıyordum. 2'sinden de somut çok tatmin edici sonuçlar almadım.

Sosyal Baskıcı'yı kapattım. Bir çok nedeni vardı. Hamileydim ve yazılımcılarla ve yazılımcıların dolandırıcılıklarıyla ve etikten uzak hayat stilleriyle daha fazla haşrolmak istemedim. Bana getirdiği aylık bir kaç bin TL kardan daha fazlasını benden götürdüğünü gördüm ve sitemi yenilemeye (evet tekrar ve tekrar yenilemekten bahsediyorum!) karar verdikten bir süre sonra bu kararı aldım. Zaten yazılımcı bir türlü bitiremedi siteyi. Aylar geçti parasının neredeyse tamamını verdiğim site hala tamamlanmadı. Her seferinde site bitti kontrol et denildi. Her kontrolde ben yıprandım çünkü eksik ve hata doluydu. Ayrıca akşam evime geldiğimde bir sayfa kitap okuyacak vaktim olsun istiyordum ya da elime bir fırça alıp hobilerimle ilgileneceğim belli zaman dilimleri. İşimi geliştirmek istediğimde yazılımcılar değişse de tavırlarının ve çalışma stillerinin değişmediğini gördüm. Bu kısır bir döngüydü ve işim sürekli gelişmesi gereken bir işti. Yazılımcılar beni çok yordu. Öyle bir hale geldim ki "Ben vereyim sana ayda 1-2 bin TL, sen beni rahat bırak" diyecektim kendi işime. Velhasıl kelam, let it go let it go let it goo, let it gooo diyorum içimden. Ben vazgeçmeyi de bir başarı olarak gördüm. Bu süreçte çok da yıprandım ama çok da öğrendim. Üzüldüm de yalan yok. Eşime bir ara döndüm dedim ki "İnsanlar bu kadar güvenilmez mi?". Bir daha sözleşmesiz ve yaptırımsız iş yok! Neyseki güvensizlik yaratan bu ruh hali geçti gitti "insandır bu şaşar beşer sen sözleşmeni yap öğretisi bana yadigar" kaldı. Bu işi kurmadan, çok çalışmadan, sonra da kapatmadan öğrenemeyeceğim çok şey öğrendim. Şuanda boşlukta sallanan bu tecrübeleri ileride elimi uzatıp elma toplar gibi toplamayı düşünüyorum. Zamanı geldiğinde. Allah'a şükürler olsun.

Reklam işimde devam ediyorum. Özel sektörde işçiyim. Bununla ilgili de konuşuruz belki sonra.

Gelelim bu sürecin en önemli konusuna. Bu süreçte 9 ay 10 günlük bir hamilelik geçirdim, bir oğlum oldu. Kendisi 4 gün sonra 11 aylık olacak. Yani neredeyse yaşına girecek. Özetle 2 yılım Muhammed Sâki ile geçti. Canım canım yavrukuşum. Artık ben eski ben değilim. Ben anneyim. En büyük sıfatım da budur.

Hamileyken 3 ödül aldım çalıştığım Skala Medya adına. :) Sanki yılların çalışmaları emeği toplanmış, beni doğum iznine minnetle yollamak istiyordu. Ya da başka bir yorum da şu olabilir: Bebek bereketiyle geliyordu. En önemlisi Dublin'de Google'dan Emea bölgesinin en iyi video performans ödülünü aldık. Ömrüm boyunca hatırlayacağım hoş bir hatıra olarak kaldı. Bir sonraki gönderimde, o geceden videoları paylaşacağım.

Ha bir de Umre'ye gittik çoluk çocuk. O da enfesti.

Sevgiler

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder